kanvas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kanvas etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ocak 2013 Perşembe

Vintage Pin-up'lar ve modelleri

PIN-UP
Gil Elvgren resimleri için;

1950'lerin pin-up'ları ve onlara referans olan fotoğraflara bakıldığında, modeller üzerinde değişiklikler yapıldığı  görülmektedir. Kadınlar güzelleştirilmiş, inceltilmiş, yaşlanma belirtileri ortadan kaldırılmış, renklendirilme gibi başarılı çalışmalar yapılmıştır.












Gil Elvgren resimleri için;



27 Ocak 2013 Pazar

John Frederick Herring ve Atları


At Portresi
John Frederick Herring ( 1795 - 1865) Hollanda asıllı Londralı bir tüccarın oğluydu. Hayatının ilk onsekiz yılını Londra'da at çizimleriyle geçirdi. 1814'de Doncaster'e gitti. 
Orada gece fayton sürücülüğü yaptı. Boş zamanlarında, atların asil davranışlarını, parlak derilerini canlı kişiliklerini yakalamak için yakın çekim at portreleri çalıştı. Vaktinin çoğunu
 at portreleri yaparak doldurduğu için sanatçı faytoncu olarak adlandırıldı. 1830 yılında Doncaster'dan ayrılarak Newmarket'e gitti. Londra'ya geçmeden üç yılını orada geçirdi. 
Bu süre zarfında Abraham Cooper'dan ders aldı. Londra'da finansal sıkıntıya girdi ama WT Copeland'ın birçok tablo almasıyla bu zor dönemden kurtuldu. 1840 -1841 yıllarında Duc d’Orléans'ın davetiyle Paris'e gitti ve onun için birkaç resim yaptı. 1845'de Kent Düşesi ve Kraliçe Viktorya 'nın himayeleriyle Hayvan Ressamı olarak ünlendi ve çok para kazandı. Hayatının son on iki yılını, Tonbridge'de Meopham Park'ta köy ağası gibi geçirdi. Resim konuları genişledi, avcılık, yarış, atış ve tarımsal sahneler konulu eserler verdi. Son derece başarılı ve verimli olan sanatçı, George Stubbs, Ben Marshall  ve hocası Abraham Cooper'ın geleneğini devam ettirerek ondokuncu yüzyılın en iyi at ressamları arasına girmiştir.

20 Ocak 2013 Pazar

Audrey Hepburn ve William Holden aşklarının başladığı "Sabrina" filminin çekimlerinde...


William Holden ve Audrey Hepburn, Sabrina (1954) filminin çekimleri esnasında  birbirlerine aşık oldular. William Holden evliydi ama mutsuzdu, karısından ayrılmak istedi ama Audrey Hepburn ilişkiyi bitirdi.  

Ernie Lehman (Sabrina'nın senaristi), onların öyküsünü şöyle anlatır; 

"Sabrina'nın yeniden yazımı için çalışıyordum o kadar yorulmuştum ki, sahnenin bir köşesinde ağlıyordum. Yönetmen Billy Wilder, "Evine git, biraz dinlen" dedi. Veda etmek için William Holden'in soyunda odasına gittiğimde, onları ayakta, birbirlerinin gözlerinin içine bakarken gördüm ve o anda aralarında derin bir şeyler olduğunu anladım."
William Holden sonunda eşinden boşandı (Stefanie Powers, Jennifer Hart) başkalarıyla ilişkileri oldu ama her zaman Audrey Hepburn'un  hayatının aşkı olduğunu söylerdi.
Sabrina'dan on yıl sonra, "Paris when it Sizzles'ı" çevirdiklerinde perişan oldu ve alkole sığındı.

Onların ilişkileri hüzünlü bitti ama aralarındaki kimya çok keyifliydi.


Aşağıdaki set fotoğrafların da  birbirleriyle nasıl sarhoş olduklarını görmek ve hissetmek mümkün. 













S








3 Ocak 2013 Perşembe

Auguste Herbin ve Modern Sanatı

Auguste Herbin
 (1882-1960)

Fransız kübist ve abstract çalışan ressamın eserleri, Kübist hareketle, I. Dünya Savaşı 
sonrasındaki geometrik soyut hareket arasında köprü oluşturmuştur. Quiévy'de doğdu. 1898-1901 yıllarında Güzel Sanatlar'da okudu. İzlenimcilerden etkilenerek 1901 yılında Paris'e gitti ve bir süre orada çalıştı. 1909 yılında Bateau Lavoir'a gitti. 
Orada Picasso, Braque ve Joan Gris'le tanıştı. Ve onların etkisiyle Kübizm'e döndü. 
1912 yılında Galerie Clovis Sagot - Paris'te ilk tek kişilik sergisini açtı. 1917 ve 1921 arasında halk sanatına benzer, saf geometrik elemanlar içeren süslü kübizm, 1922  ve 1925 yılları arasında da geçici olarak, figüratif, manzara ve portre çalışmaları yapmıştır.  
1926 yılında soyutlamalara yöneldi ve 1931 yılında Abstraction-Création  adlı gurubun kurucu üyeleri arasında yer aldı. Geç dönem soyutlamalarındaki saf geometrik şekiller, olumlu renkleri,  genç soyut ressamlara örnek oldu. 1950'lerde duvar halıları 
tasarımcısı olarak da çalıştı. 



30 Aralık 2012 Pazar

El Lissitzky ve Suprematizm


El Lissitzky (1890 - 1941) Pochinok'da doğdu. 1909'dan 1914'e kadar Almanya'da  teknik okulda mimari  eğitim gördü. I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesi üzerine Rusya'ya döndü. 1916 yılında Riga Teknoloji Üniversitesi'nden mühendislik ve mimarlık diploması aldı. Ve bir mimari büroda çalışmaya başladı. 

1917 yılında, çocuklar için, Marc Chagall tarzında  illüstrasyonlar yaptı.  Lissitzky ve Kazimir Malevich,  Marc Chagall tarafından, 1919 yılında Vitebsk Popular Sanat Okulu'na davet edildiler. Lissitzky orada grafik ve mimari eğitim vermiştir. 1920 yılında Moskova'da Sanatsal Kültür Enstitüsü'ne üye olmuştur. Ertesi yıl Konstrüktivist (Yapılandırmacı) gruba katılmıştır. Resim ve mimari arasındaki değişim istasyonu olarak "Prouns"denilen soyut  anlayışıyla resimlerini yapmaya başlamış ve  prouns'larıyla döneminin form anlayışına yenilik getirmiştir. Daha sonra "Unovis"* adlı gruba katılarak suprematizm (soyut geometricilik) anlayışıyla geometrik formlar üzerine yaptığı çalışmalar pek çok tasarımcıya esin kaynağı olmuştur.  Suprematist'ler, Konstrüktivistler gibi sanatın faydacılığını savunmalarına rağmen onlardan ayrılan ferdiyetçi bir tavır benimsemişlerdi. Sanatçının bir mühendis ve bilim adamı olması fikrine karşı çıkarak hür bir sanatçı tipi oluşturmayı hedeflemişlerdi. Süprematistler açı, çember, dikdörtgen ve haç biçimlerini kullanmışlardır.

1921 yılında Sovyet ve Alman sanatçılar arasında iletişim kurması için Berlin'e gönderilmiş, 
orada, Moholy-Nagy ve Van Doesburg ve diğer sanatçılar ile tanışmış ve ilk kişisel sergisini 1923 yılında Kestner-Gesellschaft - Hanover'de açmıştır. Tipografi'ye getirdiği radikal yenilikler ve fotomontaj ile kitaplar ve periyodik yayınlar tasarlamıştır.

1923 yılında, İsviçre'ye tedavi  olmak üzere gitmiş ve 1925 yılında Moskova'ya dönmüştür.
1926  ve 1934 yılları arasında çeşitli sergilerin yanı sıra, eşi ile "Sovyetler Birliği'nde Mimarlık" adlı  yayını ve  Stalin’in saf komünizmi yerleştirmek amacıyla kullandığı propoganda eserlerini tasarlamıştır.  Sovyetler Birliği  için propoganda posterleri ve kitaplar tasarlamanın yanı sıra, Hanover'deki Landes Museum için sergi odası ve çeşitli uluslararası sergilerde Sovyet pavyonlarını da tasarlamıştır. 

El Lissitzky, sadece soyut resim biçimini geliştirmekle sınırlı kalan bir Rus Avant-Garde sanatçısı değil, aynı zamanda  kitap tasarımcısı, kent planlamacısı ve mimardı. 

1941 yılında Moskova'da ölmüştür. 

Unovis, (ayrıca Molposnovis ve posnovis olarak da bilinir) 1919 yılında Vitebsk Sanat Okulu'nda Kazimir Malevich liderliğinde kurulan ve  kısa süreli ama etkili bir grup Rus sanatçısına verilen addır. 


29 Aralık 2012 Cumartesi

Gustave Klimt - Çizginin Büyüsü - Ekspresyonist


Gustave Klimt,  insan çizgileriyle, insanın özünün ve varoluşunun doğasını, sanatçı 
duyarlılığıyla acı, sevgi, umut, mutluluk gibi evrensel duyguları aktarmaya çalıştı.



27 Aralık 2012 Perşembe

Jean-François Millet ve Akşam Duası (The Angelus)

Jean François Millet (1814 - 1875)
The Angelus
(65 cm x 55.5 cm)

Millet'in, bu eserinde, dua eden bir kadın ve bir erkek var. Patates çıkarmayı 
durdurmuşlar, etraflarındaki herşey durgun.  Millet 1865’te şöyle diyordu: “Ben bu tabloyu, bir zamanlar büyükannemin yanında tarlalarda çalışarak, ölülerimizin ruhuna kutsal duamızı söylemek için bize işimizi bıraktıran çan sesini, düşünerek yaptım.”

Millet, dini duyguları yüceltmekten ziyade, bir çocukluk anısını resmetmiş
kısa bir mola ve soluklanma anına odaklanarak, o basit köylü yaşamının, 
değişmez ritmlerini yakalamak istemiştir.

"The Angelus"da büyük ve yalnız bir boşluk içinde, iki köylü,  tablonun küçük 
boyutlarına rağmen anıtsal bir nitelik kazanır. Işık onların hareketlerini ve 
duruşlarını vurgularken,  yüzleri gölgede kalmıştır. Resim, meditasyon gibi 
derin bir duyguyu ifade eder.

Dali’ye göre ortadaki sepetin arkasında bir çocuk tabutu vardır! Buna göre çift, ölmüş çocukları için dua etmektedir. Ayrıca tablodaki kadın aslında kızgındır ve çiftin arası iyi değildir. Dali tabloya x-ışınları tutulsa sepetin ardındaki tabutun görülebileceğini iddia etmiştir. Dali de bunu baz alarak çeşitli resimler yapmıştır. (Dali’nin de ölmüş bir kardeşi olduğundan ve ismini de kardeşinden aldığı gerçeğiyle birlikte bu konulara takıntısı olduğu bilinmektedir.) İşin ilginç yılı, uzun yıllar sonra Millet’nin tablosuna x-ışınlarıyla bakıldığında, gerçekten de sepetin arkasında çocuk tabutu olabilecek bir diktörgen olduğu, önce onun çizildiği görülmüştür. Dali, tablonun ardını “görmüştür”. [Kaynak -Influences in the Life of Salvador Dali - 2001 ] futuristika.org

Millet'in bu resmi 1932 yılında bir deli tarafından yırtılmış ve eser 20. yüzyılın ikonu 
haline gelmiştir.


Kaynak; Musee d'Orsay


“Sanat bir kavgadır. Kişinin canıyla kanıyla, etiyle kemiğiyle girişeceği bir kavga… Çalışarak sürdüreceği bir kavga. Bir şeyi kötü ya da eksik söylemektense suskunluğu yeğlerim...”





23 Kasım 2012 Cuma

Kanuni Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan'ın Portresi



İmparator Süleyman’ın Kızı Cameria [Mihrimah Sultan] (1522-1578)

Cristofano dell’Altissimo’nun (1530-1605) ardından (?)
İtalyan Okulu, 16. yüzyıl (?)
Tuval üzerine yağlıboya, 98,5 x 67,8 cm.

Bu eser, çeşitli koleksiyonlardaki benzer örneklere dayanarak, 16. yüzyılda Avrupalı ressamlar tarafından  sıklıkla yapılmış  Mihrimah Sultan portrelerinden biridir.
Kahverengi çiçek desenli sade elbisesinin üzerinde başında zengin taşlarla süslü gösterişli bir yüksek başlık taşıyan figürün arkasındaki koyu zeminde sol üstte “Cameria Solimani Imparator Filia”  (Sultan Süleyman’ın Kızı Cameria), sağ üstte ise “Rostanis Bassae Vxor 1541” (Rüstem Paşa’nın Karısı, 1541) yazılıdır. Buradaki tarih, olasılıkla resmin yapıldığı tarihi belirtmez. Farklı sanatçılar tarafından yapılmış benzer portrelerin hemen hepsinde bulunan bu tarih ve yazılı ibarenin, olasılıkla orijinal ilk portreyi tekrarlayarak süregelen bir tanımlama olduğu düşünülebilir.

Portrenin,  Londra’daki Courtauld Enstitüsü’nde , Lacock Wiltshire’da Ulusal Miras Koleksiyonu’nda ve Polonya’da Mazovian Müzesi’nde bulunan yine dörtte üç  profil şeklindeki portrelerin  yanı sıra; Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde ve ayrıca Türkiye’de Topkapı Sarayı Müzesi  ile Rahmi Koç koleksiyonlarında büst portre şeklinde benzer örnekleri yer almaktadır.
Resimlerin kaynağı, 16. yüzyıl İtalyan hümanist aydınlarından Piskopos Paolo Giovio’nun (1483-1552) koleksiyonu olmalıdır. İleri gelenlerin portrelerinden oluşan koleksiyonunu 1543’e kadar Roma’da sergileyen Giovio,  koleksiyonu bu tarihten itibaren Como’da yaptırdığı Musaeum adlı evine nakletmiştir. 1569’da koleksiyonun neredeyse tümünün yok olmasına neden olan sel felaketinden sonra tutulan bir envanterde “Türkler Salonu”ndan (Sala de’ Turchi) söz edilmektedir. Vasari, 1568 tarihli kayıtlarında bu koleksiyonda Tiziano’ya ait birer Hürrem ve Mihrimah Sultan porteleri gördüğünden bahseder. Ayrıca İtalyan ressam Cristofano dell’ Altissimo’nun, Cosimo I de’ Medici için bu koleksiyondaki resimleri kopyaladığı bilinir. Bugün Uffizi Galerisi’nde sergilenen bu resimler arasında yer alan Mihrimah Sultan portresinin, Floransa’daki 1557 tarihli kayıtlarda adının geçtiği tespit edilmiştir. Buna dayanarak, portrenin, Giovio’nun öldüğü 1552 ile 1557 yılları arasına tarihlenebileceği düşünülmektedir.
Kanuni Sultan Süleyman’la (1494-1566) Hürrem Sultan’ın (ö. 1558) kızları olan Mihrimah Sultan (1522-1578) 1539’da Diyarbakır Beylerbeyi Rüstem Paşa ile evlendirilmiştir. 1544-1553 ve 1555-1561 yıllarında sadrazam olan Rüstem Paşa’dan, Ayşe Hümaşah ve Osman isimli iki çocuğu olmuştur. Babası Kanuni Sultan Süleyman ve kardeşi Sultan II. Selim dönemlerinde haremde söz sahibi olan Mihrimah Sultan, tarihe baniliği ile geçmiş; Mimar Sinan’a Üsküdar’da ve Edirnekapı’da, kendi adına birer cami ve külliye yaptırmıştır.
Figürün diğer örneklerde de benzer biçimde yinelenen kıyafeti ve başlığı dönemin Türk modasını yansıtır. Belli ki Osmanlı tarzının Avrupa’da görünür kılındığı 16. yüzyılda, annesi Hürrem Sultan kadar Mihrimah Sultan da idealize edilmiş egzotik bir Osmanlı kadınını temsil etmiş ve dönemin ressamlarına esin kaynağı olmuştur.
Kaynak: Pera Müzesi


20 Kasım 2012 Salı

Giorgio de Chirico ve Aşkın Şarkısı


Giorgio de Chirico (10 Temmuz 1888 – 20 Kasım 1978).  Yunanistan'da doğan 
İtalyan surrealist  ressam, tiyatro tasarımcısı, yazar ve heykeltraş.  Atina'da politeknik okulunda ve Münih'te akademide resim çalışmalarında Arnold Bocklin ve Max Klinger'in sanatını inceleyip, Nietzsche ve Schopenhaure  okuyarak zamanını geçirmiştir.  1908 yılında İtalya'nın Floransa  kentine taşındı. 1910 ve 1915 yılları arasında yaptığı Piazza resimlerinde, kentin mimari elemanlarını, ikonografik temalar olarak kullandı. Paris'te düzenlediği sergilerde Picasso ve Apollinaire tarafından farkedildi. Yazar Guillaume Apollinaire, Chirico'yu övdü ve gerçeküstücülerle tanıştırdı.  Aynı zamanda metafizik akımının yaratıcılarındandır. Chirico, en çok 1909 - 1919 arasındaki "fizikötesi dönem" eserleriyle  ve bu eserlerde yarattığı duygu atmosferiyle tanınır. Ressam bu dönemin başında, parlak bir Akdeniz güneşinde yıkanan şehir manzaralarını perspektiften hiç vazgeçmeden, tuvaline aktarmış,  sonlara  doğru ise tıkışık depolardaki manken benzeri hibrid figürleri konu etmiştir. Chirico,  ilerleyen yıllarda metafizik konuları bırakarak daha gerçekçi bir resme yöneldi. Ancak sonraki dönem resimleri metafizik dönemdeki kadar başarılı bulunmadı. 

15 Kasım 2012 Perşembe

Frank Weston Benson ve Kuşları


Frank Weston Benson (1862 - 1951) Amerikalı empresyonist ressam. 
Önce Boston'da güzel sanatlar okumuş, daha sonra Paris'te Academie Julien'e gitmiştir. Fırtına'dan sonra (After The Storm) adlı eseriyle Kraliyet Akademisi'ndeki yıllık 
sergiye katılmıştır. 1924'te Chestnut'a taşındığında artık ünlü bir ressamdır.  
Amerikalı Empresyonist "On Grubu"nun kurucu üyesi dolarak New York, Washington 
ve  Boston'da eserlerini sergiledi. Suluboya, pastel ve gravür olmak üzere çeşitli dallarda eserleri vardır. Işığın dinamik karakterini yakalamak için açıkhavada çalışmıştır. Ailesiyle birlikte yazlarını geçirdiği kayalık Maine kıyılarını, kuşları,  ışık nüanslarını yakalayarak izlenimci etkiyle tuvaline aktarmıştır. Ayrıca avcılık ve balıkçılık konularında da eserler vermiştir. Ünlü bir ornitolog (kuşbilimci) tarafından "O benim bildiğim en iyi kuş ressamıdır" diye övülmüştür.

12 Kasım 2012 Pazartesi

Marilyn Monroe - İkonik 10 Portre Fotoğrafı


Ünlü fotoğrafçı Terry O'Neill'in seçtiği tüm zamanların en iyi 10 ikonik portre fotoğrafından olan, Bert Stern'in Marilyn Monroe'nun ölümünden 6 hafta önce Vogue dergisi için çektiği fotoğraflar



2 Kasım 2012 Cuma

Jean-Baptisse-Simeon Chardin (2 Kasım 1699 – 6 Aralık 1779)


Jean-Baptisse Simeon Chardin (2 Kasım 1699 - 6 Aralık 1799)
Genç Öğretmen

 Still-life ve orta sınıfa ait günlük yaşam sahneleriyle ünlü Fransız Rococo ressamı. 
 Resimlerinde samimi bir gerçekçilik, sakin bir atmosfer ve ışık kalitesi göze çarpar. 
Still life resimlerinde seçtiği mütevazi nesneler, dengeli bir kompozisyon ve  
ılımlı atmosfer dikkat çeker.



31 Ekim 2012 Çarşamba

Girl with a Pearl Earring (İnci Küpeli Kız Filmi)

    Girl with a Pearl Earring, 2003
Peter Webber tarafından yönetilen filmin başrollerinde, Vermeer rolünü 
Colin Firth, hizmetçi kız Griet rölünü ise Scarlett Johannson canlandırmıştır. 
17 yaşındaki Griet babasının kör olması nedeniyle ailesini geçindirmek için çalışmak
 zorunda kalır. Ressam Johannes Vermeer'in evinde hizmetçi olarak çalışmaya 
başlar. Griet'in eğitimi ve bulunduğu sosyal konum çok farklı olmasına rağmen, renkler 
ve ışığı sezgileriyle algılama kabiliyetini farkeden ressam patronunun da isteği ile
 ünlü tablolarından birinin modeli  yapar. Tablonun tamamlanmasının aylar sürmesi Vermeer'in karısının kıskançlığına neden olur. Hele, kendisine ait olan küpeleri, onun kulağında görmesi ile filmin gerilimi artacaktır.  Vermeer'in kayınvalidesi ise, Griet'in Vermeer'e ilham verdiğini görür ve  savurgan yaşamlarını sağlamak için onların gizli ilişkilerinin gelişmesine yardımcı olur.

Johannes Vermeer ve Aşk Mektubu (Love Letter)



Johannes Vermeer (Delft 1632 - Delft 1675) 
Aşk Mektubu, 1667-69 
44 x 38,5 cm 
Rijksmuseum Amsterdam

Tabloda, sarı giysili genç bir kadın, lavta çalmaya ara vererek, arkasında 
duran hizmetçinin verdiği kağıdı alıyor. Kadının yüzünde heyecan ve merak 
okunuyor. Lavta ve terlik, o dönem yaygın kullanılan aşk sembolleri arasında 
bulunuyor. Resme bakan kişinin apaçık göreceği gibi, mektubu alan kadının yüzündeki merak ve hizmetçinin yüzündeki hafif müstehzi ifadeden bu kağıdın bir aşk mektubu 
olduğu anlaşılıyor. Vermeer’in kullandığı teknikle olağanüstü gerçek görünen sahne, 
tabloya bakan kişide, olan bitene sanki rastlantıyla tanık oluyormuş duygusunu yaratıyor. . Kompozisyondaki kadının altın rengindeki elbisesi, hizmetçi kadının mavi eteği ve 
yerdeki minderin mavi rengi de kompoziyonu tamamlıyor. Klasik etkiyi de şöminenin üzerindeki iyonik sütun veriyor.  Zemindeki fırça evcimenliği temsil ediyor ama 
unutulmuş, ihmal edilmiş izlenimi veriyor. Damalı zemin üzerinde köşegenler, 
derinlik ve üç boyutluluk izlenimi yaratıyor.
 Duvardaki iki resim de önemlidir. Alttaki resimdeki fırtınalı deniz aşkı temsil eden 
bir metafordur. Üstteki resim ise Bunun üzerinde kumlu yolda bir yalnız birini 
gösteren manzara resmi, kadına mektup yazan adamın yokluğu anlamlarına gelebilir. 






Johannes Vermeer ve İnci Küpeli Kız


İnci Küpeli Kız , 1655
Dünyanın en ilgi çekici portrelerinden biridir inci küpeli kız ama 
sadece bir portre midir? Karanlıkta bir ışık gibidir. Etrafındaki herşeyden kopuk, 
size bakar . Bu şok edici ve güçlü bir andır. Gözleri sessiz ama sizinle konuşur gibidir. Derisinin kremsi beyazlığı, yarı açık dudakları , dişleri ve burun deliğinin üzerine düşen
 ışıkta ressam fotoğrafçı gibi çalışmıştır. Yüzün üçgen güzelliği, gölgeler, hafif açık ve müstehcen ağız resme inanılmaz bir duygusallık da katar. Kızı koyu bir karanlık
 içinde resmedip bir fener gibi aydınlatarak resme metafizik bir etki de katmıştır.

Johannes Vermeer'in biyografisi
Johannes Vermeer  31 Ekim 1632’de Delft’de doğdu ve 1675 yılında 
ölene kadar orada yaşadı. Hollanda’nın en büyük ustalarından biridir ve
 sadece 36 resim bırakmıştır. Sanat yaşamının ilk dönemlerinde özlemi, büyük 
ölçekli mitolojik ve dini resimler yaparak bir tarih ressamı olmak ise de daha 
sonra  manzaraları ve alegorik resimleri ile ünlenmiştir.  

Olgunlaşmış yerel  türdeki yapıtlarında “inci” parlaklığı vardır. 
Erken dönem tarih resimleriyle ortak yanları  sessiz  ve samimi ruh hallerini
 yansıtmasıdır. Göz, dikkatli bir şekilde yerleştirilmiş objelere ve açık şekilde 
tanımlanmış ortama odaklandırılır. Figürler gündelik hayattaki  işlerle ilgilenirken,
 resmin içindeki başka bir resim eserin sembolik anlamını betimler. Bu tür 
resimlerinde arka fon olarak hep yaşadığı  yer olan Delft’i kullanmıştır. 

Vermeer’in resimleri modern bir havada,  fotografik, hafif parlak yoğun alanlar, 
keskin kontrastlar ve dramatik perspektifler içerir. Bazı sanat tarihçileri ressamın 
Camera Obscura’nın nimetlerinden yararlanmış olabileceğine dikkat çekerler. 
 Vermeer’in gerçekçi  resimlerinde sadece bir yansıtma değil bir fikir vardır.




8 Ekim 2012 Pazartesi

Vincent Van Gogh'un Japon Sanatına İlgisi


Ando Hiroshige (Büyük Köprüde Sağanak)    Vincent Van Gogh (Yağmurda Köprü)                                                        

Vincent Van Gogh'un, Japon sanatına hayranlığına, 1883 yılında kardeşine yazdığı bir mektupta rastlıyoruz. Ressam,  pek çok ressamın Çin ve Japonya'ya gittiğini, bu ülkelerden getirdikleri güzel eşyalardan söz ediyor. Van Gogh'un Japon sanatından etkilenişini gösteren eserleri 1887 yılından itibaren ortaya çıkıyor. Japon sanatını çok doğal bulan Van Gogh, bazı Japon sanatçılarının eserlerini kopya ediyor,  bazılarına da kendi yorumlarını katıyor. Van Gogh, Ando Hiroshige isimli Japon sanatçının "Büyük Köprü'de Sağanak" ve "Erik Bahçesi" eserlerini kopyalıyor. Aşağıda  Ando Hiroshige'nin iki resmini ve Van Gogh tarafından yapılan kopyalarını bulacaksınız. 



Ando Hiroshige (Erik Bahçesi)                          Vincent Van Gogh (Çiçek Açan Erik Ağacı) 



16 Eylül 2012 Pazar

Jules Cheret ve Posterleri





Jules Cheret (1836 - 1933) Fransız illüstratör ve grafik tasarımcı. 
Modern posterlerin babası olarak bilinir. 1859 ve 1866 yılları arasında Londra'da 
posterler ve kitap kapakları tasarlamıştır. Bu süre içinde parfüm üreticisi Eugene 
Rimmel için ambalaj tasarımı da yapmıştır. Cheret, doğrudan taş üzerine, fırça çizgileri, 
çapraz tarama, noktalarla suluboya  ile yıkar gibi çalışarak, dinamik bir görüntü 
oluşturmak için düz renk alanları kullanmıştır. 1870 ler ve 80'ler boyunca, Victorian
 tarzı karışık tasarımlardan, daha dinamik bir yaklaşımla, ortada büyük figürler, elle 
yazılmış başlıklar, basitleştirilmiş arka fon, parlayan renk ve dokular onun sanatının özellikleri olmuştur. 1890 yılında Fransız hükümeti tarafından, ticaret ve sanayi 
ihtiyaçlarına cevap verdiği için Legion d'Honour nişanı ile ödüllendirilmiştir.
 Kariyerinin sonuna kadar, müzikholler, tiyatro, sanatçılar, içecek,ilaç, lamba yağı vb. ürünleri konu alan binden fazla afiş üretmiştir. Henri de Toulose Lautrec, 
Alphonse De Mucha gibi sanatçılara da önderlik etmiştir. 

Jean Arp - Soyutlama ve Yaratma - Kanvas Tablolar


Jean Arp (16.9.1986 - 7.6.1966)
Arapça'da Sekiz, Bıyık İzle, Göbek deliği ve Yumurta kıracağı 
adlı eserleri

Fransız- Alman asıllı ressam, şair, heykeltraş Jean Arp 16.9.1886'da doğdu.
 1920'de Hans Arp olarak, Max Ernst, sosyal aktivist Alfred Grünwald ile
birlikte Dada grubunu kurmuş, 1925 yılında, gerçeküstücülerle tanışmış ve
 eserleri  sürrealist grubun ilk sergisinde yer almıştır.
 1926 yılında Paris'in banliyösü Meudon'a taşınmış ve 1930'da Daire - Kare
 hareketine katılarak, aynı yıl yırtılmış kağıtlar dizisini yapmıştır. 
1931'de sürrealist hareketten vazgeçerek Paris tabanlı soyutlama-yaratma 
hareketine katılmış. II. Dünya Savaşı sırasında Zürih'e giderek, savaş bitince 
Meudon'a geri dönerek soyut biçim ve renkler yaptığı denemelerine
ve şiir yazmaya devam etmiştir.

Sanat, insanın içinde büyüyen meyve, bitkideki meyve
 ya da anne karnındaki çocuktur.
Jean Arp




7 Eylül 2012 Cuma

Diego Rivera - Santa Anita'nın Çiçek Festivali Bayramı


Diego Rivera 1886 yılında, Guanajuato, Mexico'da doğdu. 20. yüzyılın 
önde gelen ressamlarından ve duvar sanatçılarından biri olan Diego çocuk yaşta 
resme başladı. Güzel Sanatlar Resim Bölümü'nde okudu, daha sonra yaşamak ve
 sanatını geliştirmek  için Avrupa'ya gitti. Kübist olarak başladığı sanatının, stili ve 
konusu, değişen dünya koşullarıyla birlikte değişti. Meksika ve Rus Devrimi'nin 
politik ideallerinin etkisiyle, Meksika'nın yerli halkının ve işçi sınıfının yaşamını 
yansıtan resimler yapmaya başladı. 1921 yılında hükümet programıyla, kamu 
binalarının duvarlarına yaptığı resimlerde Meksika halkı ve halkının geçmişi onun 
konusu oldu.

1930 ve 40'lı yıllarda Amerika'da da duvar resimleri yapmaya başladı. 
New York City'de RCA binasının duvarına yaptığı Kavşaktaki Adam 
(Man at the Crossroads) isimli Lenin portresi Rockefeller ailesi tarafından 
durduruldu ve tahrip edildi.

Kişisel hayatı gibi sanat hayatı da dramatik oldu. 1929 yılında Frida Kahlo ile 
evlendi. Fırtınalı ilişkiler yaşayan Diego ve Kahlo 1939 yılında boşanıp, bir yıl sonra 
tekrar evlendiler, Frida Kahlo 1954 yılında öldü. Daha sonra bir sanat tüccarı ile
 evlenen Diego 1957 yılında vefat etti.